Türkiye, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş depremlerinin ardından Yedisu Fayı üzerine tartışmalara yeniden odaklanmış durumda. Bu konuyla ilgili olarak Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, YouTube kanalı üzerinden önemli açıklamalarda bulundu. Üşümezsoy, Kuzey Anadolu Fayı üzerinde yapılan birçok deprem senaryosunun güncelliğini kaybettiğini belirtti ve özellikle Bingöl, Erzincan ve Karlıova hattındaki analizlerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği çağrısında bulundu.
YEDİSU FAYI İÇİN YENİ ANALİZ İHTİYACI
Üşümezsoy, kamuoyunda sıkça dile getirilen “Yedisu Fayı 1784’ten bu yana kırılmadı” ifadesinin bilimsel bir sonuç üretmek için yetersiz kaldığını belirtti. Deprem riskinin yalnızca geçmiş kırılmalarla değil, güncel stres transfer modelleriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. 1939 Erzincan depreminden sonra oluşan stres yüklenmelerinin farklı fay segmentlerine etkisinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.
“2012’DE ÖNGÖRDÜĞÜM İKİ DEPREM GERÇEKLEŞTİ”
Prof. Dr. Üşümezsoy, 2012 yılında yaptığı açıklamalarda üç önemli bölgeyi öne çıkardığını söyledi. Bu bölgelerden biri Sivrice Fayı, diğeri ise Kumburgaz-Silivri hattıydı. 2020 yılında gerçekleşen Elazığ Sivrice depremi ile 2026 Marmara depreminin öngörülerinin doğru çıktığını savundu. Yedisu Fayı hakkında daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç olduğunu dile getirirken, özellikle 1949 Karlıova kırığı ile 1992 Erzincan depremi arasındaki segmentlerin detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğini belirtti. Üşümezsoy, kırılmamış fay uzunluğunun net bir biçimde belirlenmeden olası deprem büyüklüğü hakkında kesin yorum yapılamayacağını vurguladı.
“ESKİ MODELLERİN TEKRARINA DİKKAT”
Üşümezsoy, deprem riskine yönelik yorumların çoğunun 1999 Marmara depremi öncesinde geliştirilmiş olan Coulomb stres transfer modellerine dayandığını ifade etti. ABD’li araştırmacılar Ross Stein ve Aykut Barka’nın çalışmalarına atıfta bulunan Üşümezsoy, bu eski yaklaşımların uzun zamandır tekrarlanmakta olduğunu, ancak yeni segment analizlerinin yeterince değerlendirilmediğini kaydetti. Kuzey Anadolu Fayı boyunca Erzincan’dan başlayıp Tokat, Bolu, Sakarya ve Marmara’ya kadar uzanan kırılma zincirine dikkat çeken uzman, Bingöl Fayı, Ovacık Fayı ve Yedisu hattındaki stres birikiminin yeniden hesaplanması gerektiğini savundu.
MARMARA VE ADALAR FAYI ÜZERİNE FARKLI GÖRÜŞLER
Üşümezsoy, Marmara Denizi’ndeki Adalar Fayı ile ilgili tartışmalara da değindi. 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden sonra stresin Adalar hattına aktarıldığı görüşüne katılmadığını belirten uzman, 1894 depremi nedeniyle bölgede önemli ölçüde stres boşalması yaşandığını öne sürdü. Ayrıca, İznik Gölü’nden geçen ve Kuzey Anadolu Fayı’nın devamı olarak değerlendirilen senaryoların 1999 sonrası elde edilen verilerle yeterince desteklenmediğini söyledi. Üşümezsoy, deprem değerlendirmelerinde genel kabuller yerine doğrudan fay segmentlerine dayanan somut analizlerin ön plana çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.