Mert Aydın yazdı: Kaybederken bile kazananlar!

Küçük Mary Decker adıyla nam salmıştı 1.53 boyundaki atlet ilk ortaya çıktığında…

11 yaşında atletizme başladığında New Jersey’den Kaliforniya’ya taşınmış, annesi ve babası ayrılmış bir kızdı Mary. 12 yaşında bir hafta içinde biri maraton olmak üzere 5 uzun mesafe yarışına katılmış, sonuncusunun ardından apandist ameliyatı için acilen hastaneye kaldırılmıştı.

Dünya atletizminin onun adını duyması 1973 yılına dayanıyordu. Henüz 14 yaşındaki Mary, ABD ile Sovyetler Birliği arasında Minsk’te düzenlenen ikili yarışlara katılmıştı. 800 metrede Münih Olimpiyatları’nın gümüş madalyalı ismi Nijole Sabaite’yi geride bırakışı şaşkınlığa neden olmuştu. Bu küçük, çelimsiz kız, bir anda atletizmin harika çocuğu haline gelmişti.

Bir yıl sonra aynı organizasyon Moskova’daydı. 4×800 metre bayrak yarışında Sarmite Shtula ile girdiği kavga dikkat çekliciydi. İki atletin itiş kakış sonrası başlayan kavgası Decker’in Shtula’ya elindeki sopayı atmasıyla sonuçlanmıştı. Bu kavga iki takımın da diskalifiye edilmesi anlamıma geliyordu.

Ancak bu hızlı çıkış sakatlıklar nedeniyle inişe dönüştü. 1976 Montreal Olimpiyatları’nı gözyaşları içerisinde evinde televizyondan izledi Mary. İki otomobil kazası geçiren ama yılmayan genç atlet, 1980’de 1 mil dünya rekorunu kırınca yeniden manşetlerde buldu adını. Olimpiyat takımına da girmişti. Ne var ki, Moskova’daki Olimpiyat Oyunları, ABD tarafından boykot edildi. Mary Decker yine televizyon başındaydı oyunlar sırasında.

ÇOCUK OYUNCAĞI GİBİ

1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’na giden yolda peş peşe dünya rekorları geliyordu. Artık Mary Decker, dünyanın bir numarasıydı. Sovyet atletlere karşı aldığı başarılar, onu ülke genelinde en sevilen sporcu havasına sokmuştu. Ne var ki aynı 15 yaşında yaşadığı gibi olaylarda adı geçiyordu. Bu tartışmalar ve kavgalar, medyada pek yer kaplamıyordu doğrusu. Los Angeles’lı Decker için hem de Doğu Bloku atletlerinin boykot ettiği bir Olimpiyat’ta şampiyon olmak, çocuk oyuncağı gibi görünüyordu. 1500 ve 3 bin metre yarışlarının programlarının birbiriyle çakışması nedeniyle 3 binde yarışma kararı aldı Amerikalı atlet.
Budd’dan çelme!

Aslında Güney Afrikalı olan Zola Budd, ülkesine karşı uygulanan boykot nedeniyle Olimpiyat Oyunları’na arka kapıdan girmişti. Büyükbabası Britanyalı’ydı ve kamuoyunun tepkisine rağmen kadroya girdi. 3 binde Decker’ın en büyük rakibinin o olacağı söyleniyordu.

Budd, çıplak ayakla koşuyordu. Yarış herkesin tahmin ettiği gibi başladı. Decker öne fırlamış Budd, Rumen Puica ve İngiliz Sly arkasından takipteydiler. 1700 metre geçilirken Decker, önüne geçen Budd’ın bacaklarına takıldı. Budd biraz dengesini kaybeder gibi oldu. Birkaç adım sonra yine bacaklar birbirine takıldı. Dengesini kaybeden Zola Budd yere düştü. Decker, genç atletin sağ bacağına takılarak yere kapaklandı. Puica, Decker’ın bacağını üzerinde atlayarak yoluna devam etti.

DECKER’İN GÖZYAŞLARI

Budd sakat sakat koşarken, Decker yerde ağlıyordu.

85 bin Los Angeles’lı, kendi sporcularının itildiğini düşünüyordu ve yarışın kalan bölümünü ıslıklarla geçirdiler. Rumen Maricica Puica altın madalyayı aldı. Sarsılan Budd ise 7. olabildi.

Yarış sonrasında Budd’ın özrüne kızan Decker sinirliydi. Hakemlerin Budd’ın diskalifiye etmesinin ardından itiraz geldi ve Güney Afrikalı’nın yedinciliği geri geldi.

Decker’ın ağlama fotoğrafları, Los Angeles Olimpiyatları’nın en akılda kalan görüntüleri arasındaydı.

Mary Decker, pistlere geri döndü ama 1988 Seul Olimpiyatları’nda 1500 metrede 8’inci, 3 bin metrede 10. olabildi. Küçük Mary’nin Olimpiyat altını hayali hiçbir zaman gerçeklik kazanmadı.

KARL MALONE-JOHN STOCKTON

1984 NBA draftının en büyük özelliği, hiç kuşku yok ki Michael Jordan’ın Chicago Bulls tarafından seçilmesidir.

Hakeem Olajuwon ve Sam Bowie’nin ardından 3. sırada yer alan Jordan’ın NBA tarihini yeniden yazdığı herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Aynı yıl draft edilen 1.85 boyundaki bir beyaz adam ve 1985’te 13. sırada draft edilen 2 metre 6 santimetrelik 9 çocuklu bir Güneyli ailenin oğlu, ne yaptılarsa kariyerleri boyunca Jordan’ın gölgesinden çıkamadı.

Washington eyaletinin Spokane kentinden gelen John Stockton, NBA tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyun kurucularından birisi olarak anılacak. 19 sezonluk NBA ve Utah Jazz kariyerinde 15 bin 806 asistle kırılması güç bir rekora imza attı Stockton. 13.1 sayı, 10.5 asist kariyer ortalamaları yeterince etkileyici. Ve de sezon başına play-off’lar dahil takımların ortalama 90 küsur maç yaptığını düşünürsek, kariyerinde sadece 22 maç kaçırmış olması da anlamlı.

2 KEZ RÜYA TAKIM’DA

Topu hep doğru adrese gönderdiği için Postacı lakabını alan Karl Malone 18 sezon Utah Jazz’ın en önemli sayı silahı oldu. Kariyerinin son sezonunda ise Los Angeles Lakers forması giydi. Rekorlar kırdı, All Star maçlarında ve NBA’de ikişer kez En Değerli Oyuncu seçildi. Kader arkadaşı John Stockton ile birlikte 2 kez Rüya Takım formasıyla olimpiyat şampiyonluğu elde etti.

Malone ve Stockton birlikte NBA tarihinin en iyi 50 basketbolcusu listesine alındı. Kısacası NBA efsanesi olarak anılmaya hak kazandılar.

Ancak Stockton ve Malone için NBA şampiyonluğu hep hayal olarak kaldı. 1992’de Portland Trail Blazers, 1994’te Houston Rockets ve 1996’da Seattle Supersonics, Batı’da Utah’ın zafere ulaşmasını engelledi.

POSTACI KÖTÜ OYNADI

Malone ve Stockton için uygun zaman 1997’de gelmiş gibiydi. Batı finalinde Houston Rockets karşısında 4-2 ile zafere ulaştı Rockets. 6. maçın son saniyesinde Stockton’ın attığı basketin önemini anlatmaya gerek yok.

Finalde rakip tabii ki Michael Jordan’ın sevgili Chicago’suydu. Jordan 1993’te basketbolu bırakmış ama 1995’te geri dönmüştü. O varken Chicago da vardı. 1997 final serisinde 4-2 ile kazanan Chicago oldu. Malone’un performansı seriyi fena halde etkiledi. Postacı’nın kötü oynadığı, isabet oranında düşük kaldığı maçlar kötü bitti.

OKUR’A KAPTIRDI

1998 Batı finalinde Jerry Sloan yönetimindeki Utah Jazz, Los Angeles Lakers’ı 4-0’la süpürerek Chicago’ya mesajını gönderiyordu.

Ne var ki, Jordan ve arkadaşlarının şampiyonluk alışkanlığı vardı. Serinin 6. maçında bitime 5.2 saniye kala Malone’a atılan pas yerine gidebilse, iş 7. maça taşınacak belki de NBA tarihi değişecekti. Fakat araya giren Jordan basketi attı ve Utah bir kez daha hayal kırıklığı yaşadı.

Malone için 41 yaşında bir şans daha geldi. Los Angeles Lakers formasıyla NBA finaline bir kez daha yükseldi. Ama Mehmet Okur’un da içinde bulunduğu Detroit Pistons 4-1’le Postacı’nın hayallerine son verdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx