Bir milli parkta yaşlı bir adamı boynuzlarının gücüyle havaya fırlatan bir bizon ve sonrasında yaşananların insanlığa anlattıkları

Img

Burak ARTUNER

Amerika’nın Yellowstone Milli Parkı’nda 65 yaşındaki Carl Isom-McDaniel, birkaç saniyelik bir dikkatsizliğin bedelini unutamayacağı bir uçuşla ödedi.

Dev bir bizon, güvenli mesafeyi ihlal eden ziyaretçiyi boynuzlarının gücüyle yaklaşık 2,5 metre havaya savurdu. Neyse ki olay ölümle sonuçlanmadı.

Birkaç kemiği kırılan yaşlı adam ameliyata alındı ve başarılı bir operasyonla nekahet dönemine geçti…

Asıl ilginç olanlar ise olaydan sonra yaşananlardı…

Sosyal medyada her zamanki refleks devreye girdi. “Bizon uyutulsun”, “Tehlikeli hayvan parkta ne geziyor?” diyenler çıktı.

Oysa Yellowstone yönetimi sakinliğini korudu. Yapılan incelemenin ardından karar açıktı: Bizon saldırmamıştı; doğal davranışını sergilemişti. Mesafeyi korumayan insandı. Dolayısıyla cezalandırılması gereken bir hayvan yoktu.

Ne tuhaf…

Belki de uzun zamandır ilk kez insanlar değil, doğa haklı bulundu.

Tabii bunda yaşlı adamın ameliyattan sonra söyledikleri de etkili olmuştur diye tahmin ediyorum…

“YERDE YATARKEN TAM TEPEMDEYDİ…”

Ne dedi yaşlı mağdur: “Yerde hareketsiz yatarken, o tam tepemdeydi…Üzerime basabilirdi, beni boynuzlayabilirdi, hayatımı almak için neredeyse her şeyi yapabilirdi, ama hiçbirini yapmadı”

Ağırlığı bir tondan fazla olan bizon, insaf etmişti, torununu gezdirmeye çıkaran bu yaşlı adama…

Aslında hikâye Yellowstone’dan çok daha büyük.

İnsanlık son yüzyılda kendisini dünyanın tek sahibi ilan etti.

Ormanları parselleyip şehir kurduk. Denizleri doldurduk. Dağları deldik. Nehirlerin yönünü değiştirdik.

Sonra da bir ayı çöpten yemek arayınca şaşırdık, bir tilki şehre inince haber yaptık, martıları simit, kedi maması yemeye alıştırdık…

Şimdi de bir bizonun, kendi yaşam alanında “fazla yaklaşma” demesine içerliyoruz.

Belki de doğa, tabelalarla anlatamadığını bazen boynuzlarıyla anlatıyor.

İNSANLAR İLGİNÇ YARATIKLAR

Pek çok bölgede insanlara “Yaban hayvanlarına yaklaşmayın. Fotoğraf çekmek için güvenli mesafeyi ihlal etmeyin.”

Ama biz insanlar ilginç yaratıklarız.

Uyarıları okumayı sevmiyoruz. Selfie çekmeyi ise çok seviyoruz.

Her şeyin bize zarar vermeden, bizi eğlendirerek yaşamasını bekliyoruz. Aslan kükresin ama uzaktan… Ayı görünsün ama saldırmasın… Yunus zıplasın ama programımıza göre… Bizon ise mümkünse poz versin.

Doğa ise bu senaryoyu hiç okumadı.

DOĞANIN SOSYAL MEDYA HESABI YOK, ALGI YÖNETMİYOR

Çünkü doğanın sosyal medya hesabı yok. Beğeni peşinde koşmuyor.

Algı yönetmiyor. Gündem olmaya çalışmıyor. O sadece doğa olmayı sürdürüyor.

Belki de asıl sorun burada.

Biz artık doğayı bir yaşam alanı değil, dev bir açık hava eğlence parkı sanıyoruz.

Gittiğimiz her yerde başrolü istiyoruz. Oysa bazen figüranız. Hatta çoğu zaman misafiriz.

Yellowstone’daki karar bu yüzden önemliydi.

Çünkü park yönetimi, “İnsan düştü, öyleyse hayvan suçludur” kolaycılığına sığınmadı.

Hukuku değil belki ama vicdanı ve bilimi dinledi. Bizonun suç işlemediğini, sadece bizon olduğunu kabul etti.

Keşke aynı sağduyuyu dünyanın her köşesinde gösterebilsek.

GEZEGEN TAPULU MALIMIZ DEĞİL

Belki o zaman denizleri kirletmeden yüzmeyi, ormanları yakmadan piknik yapmayı, kuşların gökyüzünü, balıkların denizini ve bizonların çayırlarını paylaşmayı öğrenirdik.

Sonuçta bu gezegen tapulu malımız değil.

Milyarlarca yıldır burada yaşayan canlıların arasına en son gelenlerden biriyiz.

Buna rağmen kendimizi ev sahibi, diğer bütün canlıları ise misafir gibi görmeye başladık.

BİR BOYNUZ DARBESİNİN VERDİĞİ DERS

Oysa bazen roller değişiyor.

Ve bunu bize uzun nutuklar değil, birkaç saniyelik bir bizon koşusu hatırlatıyor.

Belki de Yellowstone’daki yaşlı adamın yaşadığı olayın en önemli tarafı havaya savrulması değildi.

Asıl önemli olan, o gün insanlığın kibrinin de birkaç metre havalanmış olmasıydı.

Umarım yere inerken aklımız da başımıza gelmiştir diyeceğim ama pek de umutlu değilim açıkçası…

Neden mi?

Yazıma şöyle son vermek istiyorum:

Patronlar Dünyası olarak, patronların doğaya hassasiyetlerini göstermeleri için bir çağrı yaptık “Geleceğe Miras” diyerek.

“Başarı artık sadece ciroyla, kârla ve servetle değil; doğaya, insana ve gelecek kuşaklara bırakılan mirasla da ölçülmeli” dedik ve “PD Miras” hareketini başlattık.

İş insanlarını ölçülebilir sürdürülebilirlik hedefleri belirlemeye ve bu hedeflerin arkasında durmaya davet ettik…

İlham veren örnekleri anlatacağız ve verilen sözleri görünür kılacağız, dedik.

Maalesef bu çağrımıza henüz somut bir örnek sunabilen çıkmadı…

O yüzden bu bizon hikâyesini Patronlar Dünyası okurları okusun istedim…

patronlardunyasi.com

yok

Author: Ahmet Kurt